29 Kasım 2009 Pazar

LEYLANIN ASKIYLA KALKAN BENIM, SERSERININ GUNLUGUYLE YATAN DA...

Hani derler ya “İnsanları dış görünüşleri ile yargılamamak gerekir.” Evet, çok doğru yargılamamak
gerekir ama biri için yargıya varmak gerekiyorsa sadece bir ortamdaki hali yetmez. Öncelikle bunun da bilinmesi gerekir. Her ortamda farklı davranılması gerektiğini hepimiz biliyoruz değil mi!? Bunu bilmemize rağmen; “Bu ortamdaki biri kötü biridir” diyebiliyor ve o insanı sadece o ortamla bağdaştırıp tagliyebiliyoruz. Bu etiket iyi veya kötü, doğru veya yanlış olabilir. Biri hakkında düşünebilmek için birden çok ortamda, birden çok kişiye sorarak ancak biri için, bir kanıya varılabilir. Ben öyle yaparım mesela. Yeni birisiyle tanıştım, hemen onun ortamına girer hal ve hareketlerine bakarım oradaki hali beynimde bir takım fikirlere neden olur. Daha sonra kamuya açık yerlerde yani otobüs,metro veya bir börekçi, bir dükkandaki hallerine bakarım davranışların değişimine ve yahut değişmeyenlerini dikkate alırım. En son olarak kendi ortamıma, kendi arkadaşlarımın yanına sokarım ki onların da dışarıdan fikrini alıp güzel bir sentezleme ile o kişi için etiketimi hazırlayabileyim. Aslında bunlar bile yeterli değildir bazen.
Bir serserinin de âşık olabilmesi kadar doğal bir şey yoktur herhalde. ”O serseridir; sevmez, sevse bile aldatır” düşüncesi vardır nedendir bilinmez. Hiç düşündünüz mü sevgili okuyucum bir serserinin de günlüğüne bir şeyler yazıp öyle yattığını, hiç düşündünüz her kalktığında ilk hissettiği şeyin sevgilisine duyduğu aşk olabileceğini… Ya da sadece tüm bu duygularını göstermekten korktuğu için öyle davrandığını. Şimdi bunları yazıyorum da kiminiz hak verecek bana kiminiz saçmalıyor diyecek farkındayım.
Ama bir adam tanıyorum, sadece sevdikleri için yaşayan, onlar gülsün diye gülen, onlar eğlensin, dertlerini unutsun diye yapmadığı şey olmayan ama bunları yaparken için için ağlayan ve bunları yaparken kimsenin farkına varmamasını başarabilen. Sevdiği insanı kaybetmiş ama yine de sağ kalan arkadaşlarını eğlendirmeyi başarabilen birini tanıyorum. O adam Kelan dediğim içimdeki üstadım… İşte bu adam benim. Leyla’nın aşkıyla kalkan benim, serserinin günlüğüyle yatan da…


Kelan Örsvuran
Özlenilen Biri İçin Yazılmıştır...

1 Kasım 2009 Pazar

Işığım ol, hadi !!!

Öyle sevmişim i seni, değil sekiz ay
Sekiz yılda beklerim seni…

Bilirim duyguların karışık ama,
Bil ki kimse olamaz bu kadar âşık…

De ki ; “Seni Seviyorum Hayatım.”
Juliet kavuşsaydı Romeo’ya,
Bu kadar mutlu olmazdı aşkım…

Şimdi sana söylüyorum ya sen varsın,
Ya da içindeyim koca bir karanlığın…

Bir baba kızını bırakmaz değil mi?
Benim ışığım ol o zaman, hadi…

//KızılKalem//

2 Ekim 2009 Cuma

Kitap!?

Eğer ki bir kitap olsaydım; ilk başta monotonluğuyla sıkıcı, sonralarında karmaşasıyla baş ağrıtıcı aşksız bir aşk romanı olurdum galiba. Olabildiğince hastalıklı, şizofreniyle dolu ayna anda 2 hatta 3 yaşamı sürdüren, yazması zor okuması daha bir zor, aşkı aşk olarak görmeyen daha doğrusu göremeyen değişik bir roman olurdum büyük ihtimalle… O kadar farklı hayatları yaşayan, bir anda çok farklı şeyleri düşündüğünden ilk okunduğunda anlaması oldukça güç kalın bir kitap olurdum herhalde… Kapağı koyu kahverengi üzerinde turuncu temalı “Melek” ve “Şeytan” bileşkesi bir çizim. Sol üst köşede 15 Punto’luk ve turuncu renkle “Şizofrenik Aşk” yazan ve arka kapağında şu dört satır;
“ Aşk bir yandan yıkıcı bir yandan yapıcıdır
Bir yandan mutlu ederken seni, aynı zamanda üzer
Düz ve sadedir aslında ama bir o kadar da engebeli
Aşk bir şizofrenidir, şizofreni… “

Kelan Örsvuran

1 Ekim 2009 Perşembe

Sözlendim...

Bir kaderse aşkı böylesine hüzünlü, böylesine acıyla yaşamak; karşıyım böyleyim böyle kadere. Hani aşk güzel bir şeydi. Aşktan sebep hiç yüzüm gülmemiştir. Sanki aşk değil de sürekli ayrılık yaşadım, yaşıyorum. Belki de “AŞK” değil bu bende ki. Bazen ölesiye seviyorum onu bazen ölesiye “NEFRET” ediyorum. Ama sevmek hep ağır bastı. Ne zaman nefret etsem ondan çok daha fazla sevdiğimi anlayıp üzüldüm her seferinde. Bir mazoşist gibi acı çektirerek haz alıyordum sanki. Üzüldükçe ona olan sevgim artıyordu, her ne kadar onu istemesem de… Lanet ediyordum ona ve onla geçirdiğim günlere. Ne tam anlamıyla unutmak istiyorum onu ne de tam anlamıyla hatırlamak. Ben bir yazarım nice hayatlar, kaderler yaratıp onları yaşadım ama bu hayatta böylece kalakaldım. Şimdi elimde bir kalemim diğer elimde yüzüğüm, kelimelerimle sözlendim… Her suskunluğumda kelimelerimle sözlendim…

Kelan Örsvuran

26 Eylül 2009 Cumartesi

Yağmur

YAĞMUR OLSAM,
BİR AŞK YAĞMURU.
SADECE SENİ ISLATMAK İSTERİM.
SENİN ŞEMSİYENİ AÇACAĞINI
BİLE BİLE HEMDE...
BENİ O ŞEKİLDE İSTEMEDİĞİNİ
BİLE BİLE HEMDE...
OLSUN...
O YAĞMURDA DIŞARDA OL YETER
BENİM İÇİN
SENİ SEVİYORUM...
SAYAMADIĞIN YAĞMUR DAMLASI
KADAR ÇOK HEMDE...

Kelan Örsvuran
20.09.2009

18 Eylül 2009 Cuma

Düşünürken...

Seni Düşünürken Hazal, Uykusuz Gecelerde 11 Yıldır Seni Düşünürken
Bir Serçe Gelir Yüreğimin Ucuna Konar, Bir Menekşe Açar Gözlerini Maviliğiyle
Bir Lale Sinsi Sinsi Kanar Kalbimin Üzerinde
Seni Düşünürken Hazal, Bir Gül Ağacı Tepeden Tırnağa Donanır. Deli Gibi Dönmeye Başlarr
Döndükçe, Kızıl Saçların Dalgalanır.
Henüz Çekirdeği Süt Bağlamamış Bir Üzüm Kesilir Ağzımda
Dokundukça Yanar Dudakların
Seni Düşünürken Bir Deniz Yıldızı Geçer Sahilden, "KIZIM" der dudaklarım
Seni Düşünürken, Senin O Mavi Gözlerini
Seni Düşünürken, "Seni Hala Seviyorum" Der Gözyaşlarım...

Kelan//DisiplinliSerseri//

13 Eylül 2009 Pazar

Mutluluk Kaynağım

Koca bir yüreği olan
Bir kız gördüm uzaktan
Gülüşünün güzelliğini anladım buradan

Yaklaştım o gülen kıza
Pekte güzel aslında
Mutluluk vardı gülüşünde ve suratında

Yakışıyor gülmek, hep güler misin” dedim
Cevabı çok güzeldi
“Ben gözyaşlarımı yollara serdim”

İsmin ne diye sordum
Ben Zeynep, sen kimsin dedi
“Mutluluğu arayan Kelan… Mutluluk Kaynağım” dedim.

13.09.09
Kelan //Disiplinli Serseri//

2 Eylül 2009 Çarşamba

İki Köşe Yazısı

HayattaDuygularındanHazAlmanGerekirYoksaMelekAlırCanıHayattanBirZevkAlmadan !!!

Duygularımız ne olursa olsun bunlardan haz almamız gerektiğini söyleyebilirim ama kaçınız buna inanır bilemiyorum. Hüzün denen duygudan ne gibi bir haz alabiliriz ki diye düşünebilirsiniz gerçekten kısa vade de bundan hoşlanıyorsa sizde kesinlikle psikolojik bir sorun var. Ben kısa vadeden bahsetmiyorum ne yazık ki… Ne fark eder uzun vade de bundan zevk almak saçma diyenlerinizi duyar gibiyim. Açıklamadan sonra “ haa evet doğru “ diyeceksiniz bakın şimdi. Sen birisinden ayrılırsın bunun sonucu olarak bir hüzün dolar içine yanlış mıyım!? Bu hüznü dışarı atmak için kendini dışarı vurduğun olur, o dışarıda tanışacağın ve sonucunda mutlu olacağın o kadar çok insan var ki… Ben öyle mutlu oldum,oluyorum ve mutlu olacağıma da adım gibi eminim!!! Öptüm yanacığından geldi mi?

DünyaBileFaniykenBenimBakiKalabileceğimiDüşünmekNeHaddime !!!

Bizler ölümlü canlılarız… Topraktan geldik toprağa gideceğiz elbet. Dünya da ölümlü bir canlıdır. “Hade lan ordan dünya da mı canlı “ dersen şu cevabı yapıştırmak isterim “ Bilim adamları incelemeler yapıyorlar eğer ki o zamana kadar kıyamet kopmazsa kii kopacak bilmem kaç milyon yıl ömrü kalmış dünyanın “ Yani dünya ölecek sen mi kalacaksın birader hiç sanmıyorum ne yazık ki. Bu yazının böyle olmaması gerekiyordu ama öyle dememeniz lazımdı ne yapalım. Biz sanatçılar, yazarlar, bir şeyler yapmış insanlar fani kalmak isterler hayatta tabi öleceklerini bilirler ama yaptıklarının fani kalmasını isterler. Bunu başarabilen insanlar mevcut Leonardo Da Vinci buna bir örnektir Mona Lisa’yı bilmeyeniniz var mı veya Mimar Sinan’ın Sultanahmet Camii’ni… Bunlar baki kalan insanlar işte bunlar işini seven insanlar bunu düşünerek yapmış değiller…

// < Kızıl Kalem > ///

30 Ağustos 2009 Pazar

Trajikomik

Yaşamaya çalışıyoruz şu trajikomik oyunda
Hiç güzeller güzel devam etmez hayatta
Hem gülüyoruz hem ağlıyoruz ayrı vakitlerde
Kimi doğuyor kimi ölüyor bu sahnede
Bazen sevinçten ağlarız bazen sinirden güleriz
Bu hayat trajikomik bir oyun işte
Bir ağlarız bir güleriz
Ama ya trajediyse bundan sonrası
Ya bir daha gülemezsek…

30.08.09
Kelan //Disiplinli Serseri//

Creatied by Gizem Aslan